Yazı İçeriği
Günümüz dünyasında tabletler, telefonlar ve televizyonlar hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Ebeveynler için yemek yedirirken, iş yaparken ya da çocuğu sakinleştirmek isterken ekranı dijital bir bakıcı gibi kullanmak pratik bir çözüm gibi görünebilir. Ancak yapılan son bilimsel araştırmalar, özellikle 0-3 yaş arası erken çocukluk döneminde maruz kalınan yoğun ekran süresinin, çocuk beyninin gelişimini ve nörolojik altyapısını ciddi şekilde baltaladığını ortaya koymaktadır. "Sanal dünya", çocukların gerçek hayatın sunduğu zengin duyusal ve motor deneyimlerden mahrum kalmasına neden olur.
Ekran karşısında hareketsiz kalan bir çocuğun kaba motor becerileri körelir, denge ve koordinasyon merkezleri (vestibüler sistem) zayıflar. Bu durum ilerleyen yaşlarda sakarlıklara ve postür bozukluklarına yol açar. Daha da önemlisi, ekranlar çocuklara tek yönlü, aşırı hızlı uyarım dalgaları gönderir. Gerçek hayatın ritmi sanal dünyaya göre çok daha yavaş olduğu için, ekrana alışan çocukların okul sıralarında dikkat süreleri dramatik bir şekilde düşer; bu durum karşımıza odaklanma problemleri ve DEHB benzeri semptomlar olarak çıkar. Dil gelişiminde gecikme, göz teması eksikliği ve akran etkileşiminden kaçınma gibi "uyarana bağlı yalancı otizm" (virtual autism) tablosu da yoğun ekran maruziyetinin en ürkütücü sonuçlarındandır. Çocuklarımızın gelişimini korumak için ekran sürelerini yaşa uygun olarak sınırlandırmak ve onları profesyonel hareket eğitimi ve akran etkileşim gruplarına yönlendirerek gerçek hayatla yeniden bağ kurmalarını sağlamak hayati bir sorumluluktur.